
Şimdi öyle bir haber ki bu, insana diyecek laf bırakmıyor. Olayı kısaca özetlemek gerekirse başbakanın kullandığı "OBA" isimli VIP helikopterin pilotu gece geç saatlerde Oksana isimli 1.80 boyunda sarışın ve mavi gözlü bir rus hatunu helikoptere atmış, içeride yarım saat kaldıktan sonra çıkmışlar. Bir yetkilinin ihbarı üzerine skandal ortaya çıkıyor ve sonrasında olaylar gelişiyor. Sorguya falan alıyorlar adamı, ne işin vardı lan taş gibi hatunla yalnız başına, insan bir haber verir minvalinden sorulara eşimle geldim anahtarları helikopterde unutmuşum falan diyor önce. Pilot sonuçta, arabada unutacak değil ya anahtarlarını. O esnada arkadan biri lan senin karın ne zamandan beri 20 cm uzadı gavat diye atlıyor bu cevap veremiyor falan.
Asansörü anlarım, okul olur, uçak tuvaleti zaten dünya çapında biliniyor. Ama helikopter fantezisi bambaşkaymış be abi.
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=201466&cat=110&dt=2010/01/18
18 Ocak 2010 Pazartesi
Başbakanlık helikopterinde fantezi yapmak
17 Ocak 2010 Pazar
Gökhan Ünal

+ Şşt lan Mehmet! Sana diyorum lan Topuz!
- Oha Gökhan! Ne işin var lan senin burada?
+ Artık buradayım olm. Ahauhauahu
- Nasıl ya?
+ Aziz başkan aldı beni. Üstüne Burak'ı vermiş. Yetmemiş para vermiş bir de üstüne.
- Ahauahuah. Kaç para vermiş ki?
+ 3,5.
- TL?
+ Euro.
- 3,5 milyon Euro yani. Hani şu € ile yazılan.
+ He valla.
- 3,5 milyon €
+ Evet lan. Suratımdaki abuk ifade nereden geldi sanıyorsun?
- Ahauahau. Lan kendi başkanım olmasa salak derdim de adamın ekmeğini yiyoruz şurada. Ahauahau.
+ Mehmet ayıp oluyor ama.
- Yok be olm şaka yapıyorum. Gel iki top sektirelim şurada.
+ Geldim aga. Kafalık atsana kafalık..
Böyle gider bu. Yanarım yanarım Semih yine kulübede ona yanarım.
15 Ocak 2010 Cuma
Gilberto Goes Where

Soyunma odasında arkadaşına silah çeken ve maçtada arkadaşına ateş etme hareketi yapan Gilbert Arenas'a Stern Amca nba den süresiz uzak kalma cezası vermişti, şimdi işler iyice karıştı Arenas'ın Washington Eyaleti yasalarına göre ruhsatsız silah taşımaktan 5 yıl hapis cezası alması söz konusu...
Nerden nereye be bi sakatlık insan hayatını bu kadar mı etkiler arkadaş bu adam sakatlanmadan önce bi kobe bi lebron kadar korkulan bi adamdı MVP için adı geçiodu atalarımız boşuna dememiş 'Ne oldum demicen Ne olacağım diyecen'
12 Ocak 2010 Salı
11 Ocak 2010 Pazartesi
Sir ile Pes keyfi

Blogumuzun güzide yazarı Sir ile dün gece bir araya geldik. Ortak bir amacımız yoktu, sadece ben sabahki sınava yetişmek için günün ilk ışıklarıyla yola çıkmak istemediğimden onun evine attım kendimi. Pideleri kaptım, zili çalıp içeri girdim. Her şey güzel başlamıştı.
Akşam oldu, ben hala sınava çalışamamıştım. Bütün hesapları yaptıktan sonra sınava girmemin bir anlam ifade etmeyeceği sonucuna vardım, dersi bıraktım. Dedik bari pes atalım. Ben hazırlıklı gelmiştim, gamepad'im yanımdaydı. Ancak o da boş değilmiş. Atalar'ın arka sokaklarındaki gizli imalathanesinde Cevat ustaya yaptırdığı yukarıda da fotoğrafı bulunan özel 346 tuşlu ve 89 analoglu 360 derece dönebilen ve yere düştüğünde zıplayıp sahibine geri gelen gamepad'ini çıkarıverdi. O andan itibaren başıma gelecekler gözümün önünden film şeridi gibi akmaya başladı. Korkuyordum. ama çarem yoktu. Er meydanından çekilmek bize yakışmazdı.
Her zamanki gibi Chelsea'yi seçti. Ben ise sistemini ezbere bildiğim tek takım olan Barcelona'yı aldım. Maça başladık. Özel gamepad'inin etkisini açıkça hissedebiliyordum. Üzerindeki her tuş benim bir oyuncumu kilitlemeye programlanmıştı sanki. Sir'ün parmaklarını takip edemiyordum. Takımımdaki herkesin bir anda basireti bağlanmıştı. Ne Messi koşabiliyor, ne de Ibrahimovic top alabiliyordu. Henry ise korner direğinin dibine oturmuş uyuz köpekler gibi kaşınıyordu. Ne kadar çabalasam da 2-0 mağlup olmaktan kurtulamadım. Aslında gol pozisyonlarına girdim, ama her seferinde korner direğinin dibinde oturan ve bir türlü geri gelmeyen Henry ofsayta yakalandı. Yapabileceğim bir şey yoktu. İlk üç maç bu şekilde geçti.
Üç maşı da kaybetmiştim, ve daha golüm bile yoktu. Radikal kararlar almak zorundaydım. Pes 4 ten beri almadığım İngiltere'yi aldım, Sir ise Fransa'yı. Ama daha maça başlamadan Evra'yı sol bekten orta sahaya çekerek beni şoka soktu. "Lan olm Evra'nın orada ne işi var oynayamaz ki?" dedim, o sadece gülümsedi. Bir şeyler planlıyordu. Maça başladık.
O lanetli gamepad yine sahnedeydi. Evra adeta Maradona olmuş, daha maçın 15. dakikasında 2. golünü ağlarıma göndermişti. Henry ise adeta yardırıyordu. Daha 15 dakika önce kaşınıp duran adam şimdi 8 kişiyi peşinde sürükleyebiliyordu. En sonunda o da golünü attı, ardından Ribery'nin golü maçı kopardı. Son dakikalarda Owen'ın golüyle maçı 4-1e getirmem skor açısından pek bir şey ifade etmese de attığım ilk gol olması açısından büyük önem arzediyordu. Mutluydum. 4-0 dan 4-4 e gelen Angola-Mali maçını hatırladım. Neden olmasındı?
Bu gazla 5. maça başladık. Bu sefer lanetli gamepad oyuncularımı etkilememişti. Yaldır yaldır geliyordum Fransa kalesine, sağlı sollu ataklarla kaleyi yokluyordum, ama bir türlü gol bulamıyordum. Sırf Rooney karşı karşıya üç pozisyonu kaçırmış, birini ise taca göndermişti. Sonradan anladım ki gamepad bu sefer de Rooney'in basiretini bağlamış. Çaresiz defansa yüklendim. 90 dakika gol yemeden bitti, uzatmalarda karşılıklı birer golle geçildikten sonra maç penaltılara kaldı. Tahmin edeceğiniz gibi Rooney ve Owen'ın kaçırdığı penaltılarla maçı kaybettim.
Son bir maç istedim ondan, ama ettiğime edeceğime bin pişman olmam fazla uzun sürmedi. Fransa resmen tecavüz ediyordu. Özellikle Henry. Orta sahadan kaptığı topla 7 kişiyi ve üzerine kaleciyi çalımlayarak attığı gol Maradona'yı hatırlattı. Topla ilerlerken 5 defa ayağına kaymam ve hiçbirinde topu alamamam ve Henry'nin sanki hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etmesi de özel yapım gamepad'in marifetiydi elbet. Platini boşuna fair play diye yırtınmıyor. Maç 5-0 bitti. Onu da belirtelim.
Aynı adamı sabah mutfakta bulaşık yıkarken yakaladım. Mutfakta da harikalar yaratıyor. Çok yönlü bir adam vesselam. Boşuna Sir dememişiz.
9 Ocak 2010 Cumartesi
Çanak Çömlek Patladı
Doktorluk zevkli bir şey

Böyle bir cümlenin benim ağzımdan çıkması gerçekten olağanüstü bir durumun vuku bulmasıyla mümkün olurdu ki küçük Osman sayesinde bu tabumu da yıkmış oldum.
Doktorluk en kutsal meslek benim gözümde. Ama çekilecek işkence değil. Şanlıurfa Araştırma ve Uygulama Hastanesi acil servis doktorları da benim gibi düşünmüş olacaklar ki yukarıdaki manzara ortaya çıkmış. Her fırsatı değerlendiriyor adamlar. Ama Uğur Gürsoy karikatürlerinden fırlayıp gelen bu çocuğu görüp de fotoğraf çektirmemek de ancak kısa süreli bir şok ve akabinde gelen şuur kaybıyla mümkün olabilirdi, ki bir acil servis doktorunun her gün karşılaştığı vakalar düşünüldüğünde şoka girmemesi gayet doğal. Muhteşem bir kare, yalnız tek bir eksik var o da doktor. Buradan Türk insanının fotoğraf çekme anlayışı üzerine derin tespitler yapılabilir aslında. Çocuğu itfaiyenin düdüklü tencereyi hidrolik testereyle keserek çıkarmasına hiç değinmiyorum. Neyse, ben biraz daha güleyim.
Filiz sevişelimmi

Sevişelim mi değil, sevişelimmi. Orijinalini bozmak istemedim. "Filiz kim, seviş mi var hani nerede nerede" çığlıklarınızı duyar gibiyim. Sakin olun, anlatıyorum.
Aslında uzun uzadıya anlatılacak bir şey de yok hani. Şimdi baktım da adres vereceğim ve herkes gidip sevişecek gibi bir izlenim uyandırmışım. Öyle değil ama. "Bahçeli milliyetçiliği" ya da "Ucuz milliyetçilik" olarak adlandırdığımız davranış biçiminin Facebook üzerindeki yansımalarını açıkça görebildiğimiz gruplardan birinde geçiyor bu olay. Türk bayrağı ile ilgili bir grubun 2 milyon küsür hayranı olmasını Filiz adlı vatandaşın Türk'ün gücünü bütün dünyaya göstermesi olarak algılayıp yaygara koparmasının üzerine Hüseyin Kaya adlı vatandaşın -ki kendisi bu dakikadan itibaren idolüm olmuştur- verdiği muhteşem ayardır filiz sevişelimmi. Anlayana çok şey anlatır.
Sadece Filiz'e değil, bütün Facebook apaçilerine kapak olması dileğiyle.
Karbonhidratla beslenen cep telefonu

Bunu da yapmışlar evet. Çinli tasarımcı Daizi Zheng Nokia için böyle bir şey tasarlamış. Cihaz lityum iyon piller kullanmak yerine likit yakıtla kendini şarj ediyor.
Bir tasarımcının elinden çıkmış, ama tasarım harikası olduğunu söylemeye pek dilim varmıyor. Garip bir görüntüsü var telefonun, üstünde kapağı falan var hatta. O kapağı açıp içeri kola veya benzeri şeker ihtiva eden sıvı, pardon likit yakıt dökülüyor. Telefon kullanıldıkça içindeki sıvının rengi de değişiyor, bitmeye yaklaştıkça giderek şeffaflaşıyor. Bu durumda yeniden sıvı ekleyerek konuşmaya devam edebiliyorsunuz. 
Çığır açabilecek bir teknoloji. gerçi telefonun şarjının ne kadar dayandığı muamma. Kadayıf şerbeti veya sulandırılmış reçel falan döksek bu süre uzar mı, onu da bilmiyoruz. Ama fikir çok güzel. Gelse de alsak.
İDDAA Günlükleri...
8 Ocak 2010 Cuma
Kazım Sorunsalı

"Ben de seni sevmiyorum başkan!
Kazım, Aziz Yıldırım'a, "Siz beni, ben de sizi sevmiyorum. Ama birbirimize saygı duymalıyız" dedi.
Arkadaş bu iş iyice Türk filmlerine benzemeye başladı önce Önder ile Paf'a gönderildiler Daum bu adamlar bana lazım dediğinde Aziz Başkanın tavrını koyarak nefret ettiği , Mehmet Topuz transferinde ateş püskürdüğü, menejerleri devreye soktu,4 milyon eurodan fazlasını getirene fazlalığı hibe ediceğini söyledi...
Yakında şöle bir haber bekliyorum;
Kazım ile Aziz Yıldırım arasındaki konuşmayı dudak okuma teknikleri ile çözdük işte konuşma;
C.K: 'Biz Ayrı dünyaların insanlarıyız senle birlikte olamayız,ben ingiliz terbiyesi almış birisiyim sen ise Anadolu'nun içinden gelmişsin.'
A.Y: 'Bsg Colin'
Bunu yan masadan gönderdiler
7 Ocak 2010 Perşembe
%80 indirimli Viagra
YÜRÜYE DUR HACI!
Oha Be Şalke!!!!

FT Fc Conil [0 - 14] Schalke
14' [0 - 1] K. Kuranyi
18' [0 - 2] J. Farfan
22' [0 - 3] Edu
31' [0 - 4] Edu
52' [0 - 5] V.M. Sanchez
55' [0 - 6] H. Altintop
59' [0 - 7] G. Asamoah
62' [0 - 8] H. Altintop
73' [0 - 9] G. Asamoah
79' [0 - 10] G. Asamoah
82' [0 - 11] G. Asamoah
84' [0 - 12 V.M. Sanchez
86' [0 - 13 H. Altintop
88' [0 - 14 G. Asamoah
ne oldu linkoln çok mu şaşırdın sensiz adamlar 14 atıyor diye?
Amacımız Mevcut Düzeni Korumak
Atalar ;şimdiye kadar benle beraber olanların az yada çok bir şekilde tükürükler saçarak duyduğu güzide belde mi desem konutlar topluluğu mu desem bilmiorum.peki nedir bu atalar aslında...

Öncelikle Ataları atalar yapan en önemli ögelerden bahsetmek istiorum ,Atalar yokuşu,Atalar Camii,Atalar gecnçleri,birincisi 'eskiden' çıkarken anamızın ağladığı artık asfaltlana taşlana eski diklğini yitirmiş yokuş,ikincisi o yokuşuun en önemli dinlenme noktası camii ve avlusu ve sairesi,üçüncüsü ve önemlisi o camii nin etrafında olan gençler,başlıktada dedik ya amacımız mevcut düzeni korumak diye,delikanlılar olarak üst nesilimizden bize emanet edilen değerleri bunlar kelebektir ,tesbihtir ,camii nin minaresinin altındaki banktır ,etrafından geçen kızlara laf atmaktır,bunlar bizim piç torunları oldugumuz nesilden (kendileri benim 2 nesil üstüm olur) onlardan çömezleri oldugumuz bi üst nesle aktarılmıştır bizde bayrağı hakkıyla taşıyıp alt nesilimize bırakıoruz artık o minareden istediğim yegane bişe var şu anda oda öteki tarafta o minareyle karşılaşmamak ha olur ki karşılaşırsak başlığı ona bi hatırlatırım oda hak verir herhalde nede olsa o da Atalarlı değil mi?
Nesli tükenmekte olan bir tür
Doğru tahmin ettiniz, kutup ayıları. Neden peki?
19 Haziran 2009 Cuma
Uyanış
Günlük naber hacı? Keyfin yerinde mi? Biz burda semiriyoruz da ayıptır söylemesi, sana yazamadım o yüzden uzun zamandır. Her seferinde başka bahanelerle geliyorum yalnız. inandırıcı da olmuyor bence. Unutuyorum işte yazmayı mk. Neyse. Konumuz bu değil.
En son ne dediydim sana... Heh şu saraydaki yaratıklar. Onların ne menem bir şey olduğunu hala çözemedik biz. Zaten çok fazla karşılaşmıyoruz. Fıtı fıtı geziniyorlar ortalıkta. Arada girip çıkıyorlar odaya yemek falan bırakıyorlar. Zararsız gibiler. Tek sorun dışarı çıkamamak işte. Bir sebebi olmalı diyorum kendi kendime ama Hayri karşı çıkıyor buna. Her gün gelip mıncıklıyorlar adamı yine de keyfi yerinde ayının. "Top musun Hayri?" demek istiyorum bazen. "Elliyorlar lan resmen!" Ayının tındığı yok. Ama haftada üç kere gelip tapınıyorlar adama. Ben olsam benim de hoşuma giderdi yani. Ballı herif. Ama ellemeleri hiç hoşuma gitmiyor yani. Yarın öbür gün beni de ellemeye kalkarlarsa kötü yani. Aha... Sesler geliyor dışardan. Yemek getiriyorlar galiba. Az bekle geliyorum ben.
---Az bekle---
Heh geldim. Yemek getirmişler tahmin ettiğim gibi. Et kızartmışlar yine. Çölün ortasında kutuptakinden fazla et yiyoruz anasını satayım. Hadi orada balık var, burada nerden bulup getiriyorlar bu kadar eti anlamıyorum yani.
+ Lan Hayri kes tıkınmayı bak hele.
- Hayırdır abi yine n'oldu?
+ Olm ne eti lan bu?
-Ne bileyim abi. Güzel et ama.
+ Bende onu anlamıyorum işte. Et cidden güzel. Yağlı da. Beni korkutan kısmı da bu zaten.
- Yani?!
+ Yaa Hayri...
- Oha. Abi olamaz ya.
+ Lan mal seni ne diye o kadar mıncıklıyorlar her gün?
- Abi ben Firavun'um diye elliy...
+ Lan ben gidip başbakanı elliyor muyum?
- Tövbe de.
+ Tövbe.
- Abi o zaman bizim bir şekilde kaçmamız lazım.
+ Ha şunu bileydin...
Keşke her şey amerikan filmlerindeki gibi olsaydı diyorum bazen. Ya da ceki çen olsaydık. Havalandırmadan falan kaçabilirdik yani. Bu ufaklar bizi öyle bir besledi ki artık gireceğimiz varsa da giremeyiz o deliğe. Çok yukarıda zaten. Off.
Plan yapmak lazım günlük. Bizi yalnız bırak.
6 Mart 2009 Cuma
Firavun Hayri
Günlük... Olamaz oğlum. Sana bu yazıyı kuş tüyü yatakta yazıyorum biliyor musun? Yok lan serap falan görmüyorum. Bildiğin kuştüyü. Efendim? Nereden mi biliyorum kuş tüyünü ? Ayrıntılara takılmasana lan. Şimdi ben nereden mi yazıyorum bunları sana? Orası garip zaten. Çok garip lan. Şaka gibi resmen.
Bir saraydayım ben. Saray dediysem çok da abartılı bir şey bekleme. Ama saray yani bildiğin. Odalar falan güzel yani. Çölün ortasında ne arıyor onu bilmiyorum yalnız. Hatta çölde miyim onu bile bilmiyorum o derece yani. bundan iki gün önceydi ben yana döne bizim Hayri'yi arıyordum. Tepelerden ine çıka imanım gevredi yine. Dinlenmek için gölge bir köşe aradım, çölde bulmak zor tabi. Bir kum dağının arkası gölge gibiydi. Neyse çöktüm oraya. Sonra bir fırtına koptu. Ama nasıl şiddetli... Zaten ortalık kum, bu rüzgar nasıl savurduysa göz gözü görmedi bir süre. Dedim buraya kadarmış. Tam o sırada önümde bir kapı belirdi. Sittir lan dedim içimden. Çöl olm burası ne kapısı lan? Ama tek çare girmekti. Serap olmasın diye dua ede ede itekledim kapıyı. Açıldı. İçeri girdim, karşımda bana bakan yüzlerce kafa. Gözlerim kum dolu tabi sadece kafaları seçebiliyorum neye ait olduklarını değil. Neyse ben şaşkın şaşkın etrafa bakınırken bunlar geldi yanıma. O esnada bayılmışım. Uyandığımda kendimi bu odada buldum. Hayri de yanımdaydı. Rüyadayım sandım önce. Sonra Hayri pandik atınca anladım ki değilmişim. Sarıldık birbirimize. Göz yaşlarımıza hakim olamadık. Duygulu anlar yaşandı. Sonra kendime geldim.
+ Nerdeydin lan günlerdir?
- Abi sorma ya valla habe..
+ Lan kes! Hayvan olsa arkadaşını çölün ortasında bırakmaz...
- Sence de bir çelişki yok mu abi bu işte?
+ Bana kelime oyunlarıyla gelme Hayri. Yerini yurdunu..
- Abi ayıp oluyor ama...
+ Neler çektiğimi bilmiyorsun benim. Günlerce aç susuz gezdim lan çölde. Allah bin belanı versin seni bulana kadar geberecektim lan.
- Ya abi ben de kayboldum aslında buraya tesadüfen geldim.
+ Nasıl lan?
- Abi en son "su buldum mk" diye koşuyordum ya.
+ Eee?
- İşte tam o sırada abi ayağım bir çukura girdi, sonra bir baktım aşağı düşüyorum. Paldır küldür yuvarlandım aşağı. Büyük bir gümbürtüyle aha şu salona çakıldım. Kapıda seni taşıyan yaratıklar vardı ya, onlar buranın yerlileriymiş aslında. Ben düştüğüm sırada ayin yapıyorlarmış. Firavunları falan var bunların galiba. Aynı bana benziyor. Ayı yani. Nereden bulup tapınıyorlarsa... Tam ayinin ortasında gökten inince beni Firavunları sandılar tabi. Şimdi el üstünde tutuyorlar burada.
+ Vay anasını. Demek beni de bu yüzden getirdiler buraya.
- Öyle abi. Kralız lan burada. Eheheh.
+ İyiymiş lan. Çıkıp gezsek mi biraz?
- Abi tek sorun dışarı çıkartmıyorlar. Bu odada kalacağız şimdilik.
+ Hani kraldık lan? Olm benim burnuma kötü kokular geliyor söyleyeyim.
- Yok be abi ne olacak. Günde üç defa gelip sağımı solumu yokluyorlar etrafımda dönüyorlar falan...
+ Allah Allah... Kokusu çıkar bunun yakında. Başımıza bir şey gelmese bare...
- Gelmez gelmez...
Böyle işte günlük. Anlam veremediğim olaylar zinciri içerisindeyim. Bu Hayri salağının keyfi yerinde ama ben huzursuzum. içimde kötü bir his var.
Allah sonumuzu hayretsin günlük...






